Otelcilik hakkında bir yazı

OTEL PATRONLARI NE YAPMAK İSTİYOR?
OTELLERDE İŞ/İŞLEYİŞ NEREYE GİDİYOR?
ÜLKEMİZDE KONAKLAMA SEKTÖRÜNÜN AKTÖRLERİNİN GELECEĞİ VARMI?
PATRONLAR NEYİ DUYMAK İSTER? NELERİ İSTEMEZ?
Günümüz Turizm İş Dünyasında, özellikle de Konaklama Sektöründe devamlıya da proje bazlı özel çözümlerle bazı destek hizmetlere ihtiyaç duyuluyor. Bu ihtiyaçlar bazen maliyetlerin sabitlenmesi, bazen de yapılan/yapılacak işin, işletmecinin ihtisas alanı olmaması nedeni ile dışarıdan hizmet alımına (Out source) yöneltiyor İşletmeciyi/Yatırımcıyı.
Bu yönelişlerin bir bölümü; Ülke Turizmini, Konaklama Sektörünü uzun vade de farklı olumsuzluklara özellikle de Kalitenin/Standartların düşmesine neden oluyor.
Yanı sıra Ülkesel/Bölgesel/Sektörel Büyüme, Süreklilik, Markalaşma ve Gelecek için bazı yan etkiler yaratıyor. Keza marka doğru/eder fiyat ve iyi kazanç yerine, yatak bankacılığını yani, doldur, boşaltı getiriyor nitelik olarak. Bu da ağırlanan sayının artışı, kazancın düşüşü anlamına geliyor. Bundan ne yatırımcı, ne yönetici, ne de sektörün işgörenleri memnun olamıyor tabi ki.   
Konaklama sektörünün dışarıdan hizmet (Out source) olarak aldığı hizmetleri kısaca şöyle sıralayabiliriz.
  • F&B Departmanına bağlı ünitelerin işletimi.
  • Housekeeping Departmanının işletimi.
  • Güvenlik Departmanının işletimi.
  • Bahçe & Parkkeeping Departmanının işletimi.
  • Eğlence Departmanının işletimi.
  • Ulaştırma işlerinin işletimi.
  • Satış Departmanının işletimi. veya Bazı satış kanallarının işletimi.
  • İşletmenin Mali/Operasyon, Kalite/Standartlarının denetimi.
  • Misafir memnuniyetinin, Operasyon/Hizmet performansının ölçülmesi amaçlı gizli
misafir yöntemi ile raporların dışarıdan bir firma kanalı ile gerçekleşmesi
  • Eğitim&İnsan kaynakları işlerinin tamamı veya çalışan bulma işe alıma/yerleştirme
süreçlerinin dışarıdan alımı…vs. gibi bir çok iş günümüzde bir çok tesiste dışarıdan hizmet alımı (Out source) olarak giderilmekte.
Satış/Pazarlama, Operasyon/Maliyet, Gelirler/Giderler, Hizmet/Kalite süreçlerin Oluşumu/Yönetimi konusunda ülkemiz otelciliğinde yeni bir dönem, yeni bazı kavramlar başlamış/oluşmuş görünüyor. Devasa tesisler inşaat sektörünün gelişmesi ve teknolojik imkanların maksimum derecede kullanılması ile kısa bir süreçte bitirilerek işletmeye açılması, ardından, yatırımcı ailenin çok kısa sürede iş/işleyişi öğrendik düşüncesi ile  tesislerde yönetimi/yöneticiliği kendileri üstlenmekte ve kendi istek ve dilekleri doğrultusunda işleyiş sürdürmekteler.
İnşaat başta olmak üzere tekstil, maden, sanayi..vs gibi farklı sektörlerde ki yatırımcıların, yatırımlarının bir bölümünü veya yeni yatırımlarını Turizme yönelik Otelcilik/Konaklama sektörüne  girişim/yatırım yapmaları son yılların malum çok popüler olarak tercih edilen bir iş kolu haline gelmiş durumda.
Bu gidiş; ülkemizin turizm ve konaklama sektöründeki iş/istihdam, kapasite/ürün artışı, kazanç/döviz girdisi açısından çok iyi görünmekle birlikte, beraberinde işin/işleyişin niteliğinde bazı özel nüvelerin/kültürün git/gide yok oluşunu da getirmekte maalesef.
Dikkat edilmesi gereken, birçok hatalı ve eksik işleyişin söz konusu olduğunu sektörde ki profesyoneller bilmekle beraber çaresiz seyirci kalmaktalar bu duruma.
Nedeni maalesef ülkemiz gerçeği akçeli sermayenin akli sermayeden üstte tutulmasıdır.
Bu ortamda ilk göze çarpan, gelir yönetimi’nde kısa vadeli hedef önceliğini, uzun vadeli hedeflerin üzerinde tutmanın en yanlış strateji olduğu bariz biçimde ortadadır.
Bütün bu problemlerin yanı sıra; tüm sektörlerde küresel kriz sebebi ile yaşanan, gelir/gider, üretim/maliyet/satış dengelerindeki tutarsızlık sürerken. Ekonomik kriz ve ülkemizin içerisinde bulunduğu, ekonomik/siyasal bazı süreçler nedeniyle tüm dünya da ki düşük maliyetli operasyon (lowcost) akımının etkisi, kitlesel işsizlik sorunu gibi saymakla bitmeyecek önemli sorunların var ettiği yeni dengeler/dengesizlikler söz konusu olmuş/olmaktadır.
Ekonomik kriz: Dünyada ki finansal güçlerin radikal/ekonomik ve siyasi reformlar yapmak yerine günü kurtarmak için ekonomik önlemler almaya devam ettiği sürece her 3/5 senede bir karşımıza çıkan/çıkacak olay.
Ekonomik daralma, alım gücünün azalması, kitlesel işsizlik yan etkilerinden sadece birkaçıdır.
Low Cost: Düşük maliyet adı altında minimum masraf/maliyet ve çok sayı yapmak anlamına geliyor. Kısaca yüksek toptancılık gibi. Bu işleyişi/anlayışı daha çok operasyonel olarak hava yolu şirketleri, konaklama ve yiyecek içecek hizmeti veren şirketler uyguluyor.  
Kitlesel İşsizlik: Kriz ve İşsizlik: 2008 büyük dünya ekonomik, finans/kapital krizi ile birlikte başladı. Tüm dünyayı kısa bir süre içerisinde etkisi altına alan kriz, kasıp kavurmaya devam ediyor dünya ekonomisini. Ekonomistlere göre 2008’in tümü ile 2009 ve hatta 2010’u bile içine alabilecek kapsam ve genişlikteki kriz ve etkileri on yılları bulabilecek sonuçları ve bıraktığı/bırakacağı travmalar ile anılacak görünüyor.
Tüm dünyada yeni bir atılımın ve yeni bir başlangıcın da nedeni olabilecek bu krizin en büyük sonuçlarından biri de kitlesel yoksullaşma ve kitlesel işsizlik oldu.
Her ekonomik krizde olduğu gibi.
Emperyalist kapitalizmin bu tekrarlayan geğirmeleri/hıçkırıkları olan krizlerin en büyük kabusu emekçiler/çalışan kesim açısından işsizliktir. Zira tüm dünyada işsizlik korkunç boyutları ile kendini hissettirmektedir.
Başta emperyalist kapitalizmin sağlam kaleleri olan metropollerde başlayan işsizlik oranlarındaki artış ve bağımlı ülkelerde tamamen kitlesel ve devasa bir boyuta ulaşıp, çığ gibi büyümektedir.
Ülkemizde ise zaten kronik bir sorun olan işsizliğin kriz ve sonuçları ile birlikte daha da yükseldiği hatta yükseleceği açıkça görülmekte/hissedilmektedir.
Daralan/küçülen ekonomiler ve tüketilemeyen üretim/ürünler ve de diğer yandan yoksulluk/işsizlik dünya ekonomik bunalımının çıkmazlarından.
Bu düzen var oldukça ve krizler ile işsizlik sorunu ortadan kalkmadıkça işsizler ve onların örgütlenmesi sorunu da var olacak görünüyor.
OTELCİLİK/KONAKLAMA SEKTÖRÜNDE NEDEN PATRONLAR YÖNETİCİLİĞİ KENDİLERİ ÜSTLENİR/ÜSTLENMEK İSTER?
Aynı insanların başka iş kollarında/sektörlerde işleri vardır. Ama o işlerin yönetiminin başına geçmeyi ne kendileri, nede de çocukları oğlu/kızı istemez ve düşünmezler.
O işlerde patron/yönetim kurulu üyesi veya başkanı olmayı tercih ederler kendileri için.
Fakat bir/birkaç otelleri olduğunda bu düşünce hemen değişir.
Hepsi işletmeci ve otelci oluverirler.
Hem de yıllarını bu işe adamış insanlardan bile daha deneyimli/bilgili bir görüntü içerisine giriverirler.
Bu da bana hep masal dünyası/çizgi film gibi gelir/görünür.
Neden herkes kendi rolünü üstlenmez ki bu ülkede ki konaklama endüstrisinde anlamam.
Hiç düşündünüz mü?
O kocaman devasa tesiste/tesislerde /yüzlerce/binlerce kişi yaşarken onların arasında olmak, tesisin sahibi, yöneticisi olmak düşünce/görüntü ve yaşam biçimi olarak çok cazip olsa gerek. Kimsenin size hayır demediği/diyemediği bir ortam/dünya, yaşam biçimi.
Kumdan kaleler ve krallar/kralları.
Bazı insanlar yıllarca bu iş ile ilgili okullarda okurlar. Bunu meslek edinerek bağlanırlar işlerine.
Eğitimlerini bitirdiklerinde mesleki olarak bu iş/işleyişin içerisinde uzunca yıllarını çalışarak geçirirler; deneyim ve tecrübelerini de geliştirip o kocaman kitapların süzülmüş denenmiş özeti denilecek bilgi/donanım ile cümleler kurar iş/işleyiş oluştururlar.
Kısaca; bu süreçler dahilinde yıllarca bu bilgi/beceri ve kültürü elde etmek için uğraş verirler. Okurlar/araştırırlar/denerler/emek harcarlar biriktirdikleri de sermayeleri olur.
Bu sermaye de onları kendi iş alanlarında profesyonel yapar.
Bu sermaye ’’Know-how’’ + ’’Chain, Nohaw’’ dır.
Profesyonel Otel Yöneticiliğinin kültürü de budur zaten.
Bu konu hakkında yazarken/konuşurken her zaman ilk aklıma gelen örnek:
Bilgisayar olur.
·                     Makine bölümü (hardware) yatırım/yatırımcı.
·                     Programlar bölümü (Software) işletme/işletmecidir
Konaklama sektöründe/Otelcilikte de vazgeçilemeyecek iki ana nokta vardır.
1.                  Hardware yani Yatırım (Otel)
2.                 Software yani İşletme (Hotel Management Chain, Nohaw) planlama, organizasyon bilgi/beceri/donanım ve işletme kültürüdür.
Ne tek başına makine/yatırım/otel bir işe yarar program olmadan.
Nede program işe yarar tek başına yatırımsız/makinesiz/otelsiz. 
Bu nedenle herkesin kendi rolünde, kendi yerinde ve her rolün kendi hamle kabiliyetinde kurallarınca hareket etmesi hem yatırımcı hem de profesyoneller adına daha iyi ve daha yararlı olacaktır diye düşünüyorum.
Bu konu/konular içerik olarak gelecek için tarz/düşünce/yatırım/model ve marka olarak uzun vadede kalıcı olabilmek ve gelişip/büyüyebilmek için ciddi nitelik/başarı unsurudur.
 PATRONLAR NE DUYMAK İSTER
Siz bir gün yanılıp ta sukutun altın olduğunu unutarak, ağzınızdan bazı cümleleri kaçırırsanız eğer: Bu cümleler sizi kariyerinizden, işinizden edebilir. Hatta hayatınızı bir dar boğaza, geleceğinizi çıkmaz bir yola bile sokabilir. 
İŞ DÜNYASINDA HERKESİN BİR PATRONU VARDIR

İş dünyasında hangi sektörde ve hangi mevkide olursanız olun, İster maaşlı çalışın, ister kendi işinizi yapın, sonuçta herkesin birilerine veya bir patrona bağlılığı vardır.         Patron değilse bile hesap vermemiz gereken müşterilerimiz, ortağımız/partnerimiz vardır.
Patron/çalışan ilişkisini başarılı bir şekilde sürdürmenin yolu da anlayış/amaç, güven/kontrol, hedef/kazanç, başarı/paylaşım ilişkilerindeki birliktelik/beraberlik   getiriyor.
Patronunuzun işinizden hoşlanmadığınızı ya da o iş için yeterli olmadığınızı düşünmesine asla izin vermemelisiniz. Kulağa basit gelmekle birlikte iş yerinde bu basit kuralı bozan birçok cümle duyarız. Bunlar size sıradan ve zararsız gibi gelebilir/görünebilir.
Peki ya patronlara… Nasıl geliyor ve görünüyor? Hiç düşündünüz mü?
Patronlar ne isterler?

  • Patronlar öncelikle hep imkansızı isterler.
İş dünyasında patronunuzun huylarını çok iyi bi­lseniz bile onu rahatsız eden/edecek sözlerden/uygulamalardan uzak durup, patronu kızdırmadan geçimin püf noktalarını bulmak gerekiyor. İş hayatında yaşanan zorluklar bir yana, bazen bilmeden ve istemeden ya­pılan yanlış/hareket veya bir söz, çalışanı veya yöneticiyi çok güç bir duruma sokuverir.
Patronlar istediklerinin ne kadar olabilirliği olduğunu kendileri de bilmedikleri gibi isteklerinin sonuçlarına güvenleri de sizden daha fazla değildir.
Bu psikolojik olarak imkansızı isteyip, optimum ile maksimim arasını, yani olabilecek en üst seviye doluluk/kazanç ve karlılığı yakalama arzusu/isteğidir.
Bunun da olabilecek en düşük maliyet ile gerçekleştirilmesi, yanı sıra misafir memnuniyetinin de maksimum seviyede olması istenir.

  • Doğruları da konuşsanız sevmezler. Laf değil iş/üretim, sonuç derler.
En azından bizim sektörümüz de, özellikle de son yıllarda patronlar akıl, fikir üreten/veren yöneticiyi ve çalışanı sevmezler.
Sizin burada bulunma nedeniniz çalışmak ve üretmektir.
Siz denileni, işinizi yapın mantığı vardır hep.
Bu işlerin konuşmadan/paylaşmadan, ortam/birlik/dirlik olmadan, ortak hedefler/amaçlar konulmadan yol haritası ve işleyişin standart ve süreçlerin/sürekliliğinin nasıl sağlanacağını anlamak nasıl mümkün olacak bilinmez.

  • Her dedikleri yapılsın, her tekliflerine de evet denilsin isterler.
Kendilerinin düşündüğünü sizinse sadece denileni yapmanız gerektiğine inanırlar.
Kendilerinden gelen fikir, öneri.. vs ve talimatlarına hep evet denilmesini bekler/isterler.
Bu son yıllarda dalga, dalga hızlı bir şekilde yayılan bir olgu/işleyiş biçimi halini almış durumda. Patronaj ve ailesi tarafından da çok benimsenen/sevilen bir olgu/işleyiş tarzı haline gelmiş durumda.
Ne alırlar?
İstemek/almak: İş dünyasında organize olmakla başlayıp, stratejiler ve planlar dahilinde iyi bir yol haritası oluşturup hedefe ulaşmak için de çalışmakla/üretmekle mümkündür; isteneni almak.
Burada esas olan piyasa/pazar koşulları, belirleyici etkenler, arz/talep, fiyat/hizmet, maliyet/kazanç denklemleri içerisinde ki yerinizdir. Planlarınız, öngörünüz ne olursa olsun alacağınız ve göreceğiniz sadece ve sadece(Ederiniz) olan gerçeklerdir. Eninde sonunda gerçeği görür alır ve onunla yüzleşirsiniz.
PATRONLARIN DUYMAK İSTEMEDİĞİ YAKLAŞIM VE CÜMLELER
Bu gün; makalemin buradan sonraki bölümünde, hazır konuya da uygunken ve patronların ne istediğini de yazmışken (Patronların hiç bir şekilde istemedikleri) son zamanlarda popüler olan ve çok konuşulan yanı sıra internet gazetelerinde de çok rastladığım bir konuyu anladığım kadarı ile sizler ile paylaşmadan geçmek istemiyorum.
PATRONLAR NELERİ DUYMAK İSTEMEZ
  • Bu benim işim değil cümlesini hiçbir zaman kurmayın. 
İş yerinizde işiniz/göreviniz ne olursa olsun tanımlanmış size verilmiş bile olsa, asla üstleriniz patronunuz tarafından verilecek işe/göreve bu benim işim değil diye yaklaşmaktan sakının. Bu patronajda da yönetimde de size iyi bir imaj bırakır. Patronların neredeyse tamamı temelde işinizin sizden istenen şeyi yapmak olduğunu düşünür.      
  • Benim sorunum değil cümlesi de tehlikeli bir yaklaşımdır.
İş yerinizde yaşanan bir sorun; o işyerinde çalışan herkesin sorunudur.                    Çünkü mantıken herkes bu sorunun parçasıdır.
  • Benim hatam değil demeyin.
Uzak durulması gereken bir cümle daha! İnsan doğası öyle gariptir ki.                         Bir şeyin sizin hatanız olmadığı hakkında yakındığınız sürece insanları ters anlamlı olarak şüphelendirir/rahatsız edersiniz. Böyle düşünerek soruna odaklanıp birilerini suçlamayı bir kenara bırakarak çözüme yönelmek gerekir.
  • Sadece iki kolum var reaksiyonu göstermek sizi yetersiz gösterir.
İşinizin boyunuzu aştığı hakkında yakınmak/sitem etmek, patronunuzun sizin için üzülmesini ya da üzerinize daha az gelmesini sağlamaz. Hatta patronunuz ya işinizden sıkıldığınızı ya da işinize uygun olmadığınızı düşünecektir. Özellikle global kriz/kitlesel işsizliğin etkili olduğu böyle bir dönemde herkes kendisini garanti altına/korumaya almaya çabalıyor.
  • Ben bu işe fazlayım mantığı/psikolojisi
Özünde böyle bile olsanız, gerçek şu ki elinizdeki iş bu.                                              Bu işi başlangıçta kendiniz kabul ettiniz ve kararınızı değiştirip bırakmadığınız sürece de bu sizin işiniz. Size verilen işin sizin bilgi/beceri, donanım/tecrübeniz ve yetkinliğinizin altında olduğunu söylemek sadece sizin kötü görünmenize neden olacaktır.             Üstelik bir de sizinle aynı işi yapan iş/meslek arkadaşlarınız alınabilir ve size karşı antipati geliştirebilirler.
  • Bu iş kolay, herkes yapabilir mantığı/küçümsemesi
Bunu söylerken yaptığınız işin sizin kapasitenize göre basit/kolay, sıradan olduğunu ifade etmek isteyebilirsiniz. Ancak ne yazık ki bundan ziyade bu iş çok aptalca dermişsiniz şeklinde algılanacaktır. Hiçbir patron işlerin aptalca olduğunu duymaktan hoşlanmaz.      O işi yapmanın çocuk oyuncağı olduğunu duymaktan da…                                       Çünkü bu tüm şirketi/işi küçümsemek gibi bir algı yaratır. Neticede her aptal işin de eninde sonunda birileri tarafından yapılması gerekir.
  • Bu iş yapılamaz mantığı/Önyargılı davranışlar.
Patrona bir işin yapılamayacağını söylemek kızgın boğaya kırmızı bayrak göstermek gibidir. Her ne kadar işin yapılması mümkün görünmese de bunu dillendirmek sizi beceriksiz,etkisiz ve yeteneksiz gösterecektir. En iyisi bu konuda biraz araştırma yaparak işin/konunun derinliğine inmektir. Patronun sizden neden böyle bir işin yapılmasını istediğini doğru anlamak gereklidir. Çözülmesi gereken sorun/sorunlar nelerdir?        Amacı anlayıp yolu bulmak gerekir. Sorunu çözmenin ve o amaca ulaşmanın mümkün olan yollarını araştırıp gereğini yapmak gerekir.
Netice de otelcilikte eğitimli, bilgi/birikimi/deneyimi olan yıllarını bu iş ile geçirmiş profesyoneller çok iyi bilirler ki bu işler sihirbazlıkla olmaz. Bizler de sihirbaz değiliz. Mucizelerimiz de yok. Bir insan her işi bilip, tüm işleri yapamaz. Bizim işlerimiz ekip işidir.
Her konuyu anlamakta gerekmez aslında.
Pratikte gereğini yapıp geçip gitmek gerekir.
Fakat bu matematikte ki 2x2=4 gibi bir şey de değildir.
Özünde insan ilişkisi/psikoloji, içinde bulunulan zaman/nedenler ve faktörler ile birlikte, piyasa/pazar koşulları, belirleyici etkenler, arz/talep, fiyat/hizmet, maliyet/kazanç, öngörü/başarı denklemleri içerisinde ki yerinizdir gerçek olan.
Bu da genelde belirleyicilik faktörlerine sahip olan güçlü tarafın elindedir.         
Kimse bizi kendimize sakladığımız bilgi/beceri, deneyim ve tarzla anmaz.
Eğer bu gün paylaşmazsanız; yarın da düne benzeyecektir.
Eğer hiç paylaşmazsanız çok ta önemli değil zaten.
Hissettiklerinizi söyleyin. Düşündüklerinizi yapın.
Ölüm yaşlanmakla değil; unutmak ve unutulmakla gelir.
Unutmadan/Unutulmadan; güzel olan her şeyi ve sevgiyi paylaşmak umudu/dileği ile.
ÖZÜNDE/NİHAYETİNDE: İNSANA ÖZGÜ OLAN HİÇ BİR ŞEY BİZE YABANCI DEĞİLDİR.

SEVGİ VE SAYGILARIMLA 
HOŞÇA KALIN
Okumakta ve Okutmakta yarar var.
Gerisi Size Kalmış.
İyi Çalışmalar Herkese

Yorumlar