03 Haziran 2014

Kendimi affettirmek ve yeniden yakınında olabilmek adına uğraştığım onca günden sonra, kahvaltıdan beri beraberiz.
Leyla hiç konuşmadan saatlerce kanepenin köşesinde oturup tabladaki sigara izmaritleriyle uğraşıp durmuştu. Başı göğsüne düşmüş, incecik kollarıyla sak-lamaya çalışıyor gibiydi kendini. Bu haliyle, soluk gri tüylü yaralı bir kuşa benziyordu.
Neden sonra yüksek sesle konuştu birden,
“bu akşam maç yok mu, birlikte izleyelim”
Dalmıştım, hayretle irkildim.
Leyla‟nın garip isteklerine alışık olmama rağmen, hiç sevmediği futbol ile ilgilen-mesi inanılmazdı. “Bu nereden çıktı şimdi” diye sordum. Sigara küllerinden ellerini temizlemek için çırparken, derinlere gömülmüş gözlerinde neşeli bir pırıltı gördüm.
“Bunu hiç beklemiyordun değil mi?” dedi.
“Hem de hiç”
“Ama şimdi bunu gerçekten istediğime seni inandırmam gerekir.”
“Bu konuda haklısın.”
“Hani hep kızların ofsaydı bilmediğinden bahsederler ya, ofsayt, topla kale arasında kalan son rakip oyuncudan önde olmaktır.”
“Bu kadarını ben bile açıklayamazdım. Ama hala nedeni-ni anlayamadım.”
Çocukken babasıyla beraber çok maç izlediğini ve onu, o günleri hatırlamak istediğini anlattı. Gülümsedim. Anlat-tıkları hem futbol sevgisini hem de bu güne kadar neden maç izlerken kanal değiştirmek için kavga ettiğimizi açıklıyordu. Benimle bunları paylaşmak istemesine de ayrıca sevindim.
“memnuniyetle.”
“ama istediğim takımı tutarım.”
 “kabul.”
Hala ikimizde ayaktayız, şaşkınlıkla mutluluk arası bir durumda birbirimize bakıyoruz. O sırada apartmanın içinden bir ayakkabının topuk sesleri duyuldu ve biraz sonra da kapı çaldı. Kapıyı açtığımda uzun boylu, ince yapılı, yüzü tıraşlı bir adamla karşılaştım. Muhtemelen devlet memuruydu.
“Leyla burada mı?” diye sordu.
İsim söylemese yanlış gelmiş diye düşünecektim. Adama daha dikkatli bakmaya başladım, yaşını da göz önünde bulundurarak, komşu, öğretmen, iş arkadaşı, akraba gibi seçenekleri düşündüm. Sanırım düşünmem birkaç saniye sürmüş olacak ki içeriden kapıya doğru yürüyerek
“kim gelmiş” diye sordu.
“Baba”
“Kızım”
Ömrümde duyduğum en uzun iki kelimeydi bunlar. Sessizce çekildim kenara ve birbirine aşık “baba-kız” buluş-masını dakikalarca izledim.
Tabii olarak o akşam maç izlemeye gitmedik. Ama özle-diği her şeye kavuşmuştu. Kendimi tanıtmaktaki zorlanma şeklim babasına yeteri kadar ipucu vermiş olacak ki, görüntüsüne uygun bir kibarlıkla geceye kadar üçümüzün birlikte takılmamıza müsaade etti. Laf aralarında ve Leyla‟nın yanımızda olmadığı anlarda yine “beyefendi” sorularıyla beni tanımaya çalıştı.
Vakit gece yarısına yaklaşmıştı.
“Tadında kalmalı her şey” diyerek başladım cümleme. “Zaman çok güzel geçti, sizinde kavuşmanıza şahit olmak aynı güzellikteydi. Her şey için teşekkür ederim, ben artık kalkayım” dedim.
Babası ağır hareketlerle arkasına yaslanarak, bir eliyle sigarasını söndürürken diğer eliyle de saati işaret ederek, beni tanır gibi bir cümleyle son noktayı koydu:
“Bir kahve içelim öyle gidersin.

Yorumlar